ASUR KRALLIĞI’NIN “DÜNYA HAKİMİYETİ” İDEOLOJİSİ

Görsel: Kendini ‘Dünyanın İmparatoru’ olarak tanımlayan Kral Asurbanipal’e ait bir kabartma, M.Ö.7. yüzyl, British Museum

Hazırlayan: Osman Kürşat SERTTÜRK Asur Devleti’nin tarihi Eski Asur (M.Ö.2000-1600), Orta Asur (M.Ö. 1500-1000) ve Yeni Asur (M.Ö.1000-612) olmak üzere üç döneme ayrılır. Mevcut bilgilere göre Asur’u bir devlet haline getiren ilk kral Huşuma’dır.

Asur Devleti, Mitanni ve Hitit‘in çöküşünden sonra ortaya çıkan siyasal boşluktan yararlanarak ortaya çıkmıştır. Yaklaşık 1000 yıl boyunca Mezopotamya tarihinde etkin bir rol üstlenen Asur Devleti’nin tahtına çıkan her kral, tanrılar tarafından seçilmiş olduğunu iddia ederek siyasi meşruiyetlerine zemin hazırlamıştır. Asur kralları, askeri faaliyetlerini de “tanrıların istek ve desteğiyle “ yürütmüş olduğunu ileri sürerek emperyalist düşüncelerini ve iktidarlarını meşrulaştırmışlardır. Asurlular, dinsel güçten beslenen monarşik bir devlet yapısına sahipti.

Asur toplumundaki yaygın inanışa göre, ülkenin tümü Tanrı Aššur’a ait olup ülke ile ilgili her hususta karar yetkisine sahipti. Asur Devleti’nin emperyalist yöneyim anlayışının en büyük destekçisi hiç kuşkusuz dini inanışların halk ve ordu üzerindeki eşsiz etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu akıllıca politikaları sayesinde Eski Ön Asya dünyasının büyük bir çoğunluğunu elinde tutan Asur Devleti, büyük bir imparatorluk olmayı başarmıştır. Askeri seferler, Tanrı Aššur’un emir, destek ve isteğiyle yapılmıştır. Bu seferlerin en önemli gerekçesi ise düşman devlet ve kavimlerin “Tanrı Aššur’a isyan ve saygısızlık içerisine” olmaları gösterilmiştir. Asur kralları seferler düzenlemek istedikleri bölgelerde yaşayan halkın Tanrı Aššur başta olmak üzere, tüm tanrılara isyan içerisinde olduklarını ileri sürerek uyruklarının kitlesel desteğini elde etmeyi amaçlamışlar ve böylece askeri seferlere “dinden beslenen” meşru bir temel kazandırmışlardır.

Yine aynı gerekçeyle de bölgelerin halklarını tanrılara isyan ettikleri gerekçesi ile köleleştirmişlerdir. “Kutsal bir kral, kutsal bir ordu ve kutsal bir sefer” üçlüsünün oluşması krallara uyruklarının sorgusuzca destek vermesini sağlamıştır; Örneğin reformist yapısıyla tanınan III.Tiglar Pileser’in iktidarı döneminde Asur ordusunda değişikliğe gidilerek düzenli ve sürekli bir ordu teşkilatı meydana getirilmiştir. Kralların iktidarları boyunca yapmak istedikleri her türlü faaliyeti uyruklarına tanrıların emirleriymiş gibi ilan etmeleri sayesinde halk tarafından kabul gören bu kararlar kitlesel desteğinde yardımıyla tereddütsüz yerine getirilmiştir. Asur toplumunun en hassas noktası olan Tanrı Aššur ve dinini etkin bir şekilde kullanan Asur kralları, izlemiş oldukları emperyalist politikayı bu şekilde meşrulaştırmışlardır.

Tanrı Aššur’un himayesi altında bir saltanat süren krallar, çeşitli dönemlerde tanrısal sembolleri de kullanmışlardır. Asur halkı ve ordusunun tanrılara duymuş olduğı derin saygı, itakat ve teslimiyet, askeri faaliyetlerle ayrılmaz bir bütün oluşturmuştur. M.Ö. 7. yüzyılda iktidarı ellerinde bulundurun V. Salmanassar, II. Sargon, Sanherib, Asarhaddon ve Asurbanipal gibi güçlü krallar, emperyalist modeli devam ettirerek imparatorluğun batıda Ege’ye, güneyde Mısır‘a ve doğuda Elam’a kadar olan toprakları içine alacak şekilde büyümesini sağlamışlardır.Öte yandan Asur kralları tarafından kullanılan bu sembollerin ardında kendilerini tanrılaştırma arzusu, Asur Krallığı’nın genişleme politikası ve dünya hâkimiyeti için ciddi bir çağrı niteliğindeydi. Zira Asur kralları, “Dünyanın Dört Tarafı” üzerinde hakları olduğunu ve bu topraklara hâkim olabilmek için “Tanrının emri” ile savaştıklarını iddia ediyorlardı. Dünya hâkimiyeti ideolojisi yazılı belgelerde açık ve net bir şekilde ifade edilmiştir. Asur kralları, tanrıların bu dünyadaki vekili olarak görülmüş, ülkenin yönetimini de tanrısal emirler içeren bir çeşit vahiyler doğrultusunda yerine getirdikleri düşüncesi hakim olmuştur. “Dünya’ya hükmetme iddiası”, siyasi kriz dönemlerinde bile önemini muhafaza etmiştir. Bu ideolojinin doğal yansıması olarak dünya üzerindeki tüm halkların Tanrı Aššur’un temsilcisi olan Asur kralının egemenliğini kabul ettiği düşüncesi kabul görmüş, genişleme ve fetihler de meşru kralın, Tanrı Aššur’un “Ülkeni büyüt” şeklindeki emrine verdiği bir tepki olarak algılanmıştır. Asur Devleti’nin tüm ülkeler üzerinde hâkimiyet hakkı tanıyan yayılmacı anlayışı, bir bölgeye savaş ilanı için geçerli bir sebep sayılmıştır. Kralların direkt olarak tanrılarla kurdukları irtibat sonrasında kendilerine bildirildiğini iddia ettikleri bu emirler, herhangi bir doğrulama gereksinimi duymadan kabul görerek kayıt altına alınmış ve kraliyet arşivlerinde özenle muhaza edilmiştir. Emperyalist genişlemenin etkili bir şekilde gerçekleşmesi ancak askeri güç ile mümkündür; Bir başka ifadeyle askeri güç, emperyalist merkezin diğer bölgeler üzerinde hak iddia edebilmesinin ön koşuludur.

Asur ideolojisine göre savaş, haksızlığın giderilmesi için iyilikle kötülük arasındaki çatışmanın kaçınılmaz sonucudur. Savaş, iyiliği temsil eden Asur kralı ile tanrıya ve insana karşı kötülüğü temsil eden düşman arasında vuku bulmaktadır. Düşman, yazıtlarda Aššur‘a günah işlemiş olarak gösterilmiş ve düşmanın cezalandırılması için başlatılan savaş da “kralların tanrıların emriyle kötülük yapanları cezalandırmak için yola çıktıkları ahlaki bir süreç olarak” lanse edilmiştir. Bu süreçte Asurluların bilhassa M.Ö.X.yüzyılın ortalarından VII. yüzyılın sonlarına kadar etkin olan güçlü ordusu önemli rol oynamıştır. Asur ordusu, antik çağın en gelişmiş, en büyük ve en iyi organize edilmiş ordusudur. Asur ordusunun yapısı, savaş stratejisi, birlik türleri ve bilhasa da düşmana korku salan ve açık alanlarda vazgeçilmez bir güç olarak kullanılan savaş arabaları hususunu başka bir paylaşımda detaylı olarak ele almaya çalışacağım. Bu konuyla alakalı Tevrat’da çok sayıda pasaj bulunmaktadır. Asur ordusu, başlangıçta Mitanni etkisinde kalırken ilk düzenli birliklerin ve teşkilatlanmanın Orta Asur Dönemi’nin başlarında ortaya çıktığını görüyoruz. Zamanla kendi içerisinde büyük gelişmeler göstererip mükemmel bir örgütlenme örneği sergileyen Asur Ordusu, sonraki imparatorluk ordularının da öncüsü olmuştur. Asurluların askeri alandaki başarısı, Mezopotamya’da önemli bir siyasal güç olarak ortaya çıkmasında kuşkusuz en önemli faktörlerden biridir. Öte yandan Asur devletinin Ön Asya coğrafyasında merkezi bir güç olarak ortaya çıkması, bölge devletlerini de şüphesiz yakından ilgilendirmiştir. Örneğin, Asur ordusunun yayılmacı ve acımasız tutumu karşısında çok sayıda küçük krallık ve beylik kendi aralarında ittifaka gitmişler, Nairi, Uruatri halklarının birleşmesiyle Urartu gibi çok önemli bir merkezi devletin ortaya çıkmasına vesile olmuşlardır.

Was this helpful?

2 / 0

Bir cevap yazın 0

Your email address will not be published. Required fields are marked *